Gizli bir hazine: Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi

yazan Arif Ağırbaş
Bu yazıyı beğenin

Aufrufe: 118

Gizli bir hazine: Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi

 

1. Mahmud ve 3. Osman’ın saltanat dönemlerinde sadrazamlık yapmış olan Hekimoğlu Ali Paşa, devlet adamı olması nedeniyle ülkenin birçok köşesini dolaşmıştır. İstanbul ve Tebriz’deki külliyeleri dışında; su yolları, çeşmeler, su terazileri, cami ve tekke gibi halkın ihtiyaçlarına yönelik birçok hayır eseri inşa ettirmiştir. Bunlardan en meşhuru olan Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi; merkezinde cami ve etrafını kuşatan kütüphane, türbe, sebil, şadırvan, çeşme ve zaviyesi ile beraber klasik Osmanlı mimarisinin en son eseridir.

Ali Paşa, Fatih Kocamustafapaşa’da yer alan külliyesini; I. Mahmud’un dördüncü saltanat yılına rastlayan ilk sadrazamlığı zamanında, 1734 yılında, Çuhadar Ömer Ağa ve Hacı Mustafa Ağa adında iki mimara yaptırmıştır. İstanbul’un nispeten daha sakin kalmış bir köşesinde yer alan bu külliyede gelenleri ilk olarak kütüphane karşılamaktadır.

Medrese yerine karşımıza çıkan bu kütüphanede, bugün dahi medrese derslerini aratmayacak şekilde ‘Türk İslam Sanatı’ dersleri verilmektedir. İnsan, içine adım atar atmaz, kendini farklı bir zamana gelmiş gibi bulur ve medrese ruhunu iliklerine kadar hisseder.

Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi’nin üç avlu ve üç cami girişi bulunmaktadır. Avlusuna sebil yanından da girilmekle beraber;  ana avlu kapısı, Haseki Caddesi’nde yer alan kütüphanenin altındadır. Kesme taştan yapılan caminin son cemaat yeri; altı mermer sütunun taşıdığı, yuvarlağa yakın beş sivri kemerden meydana gelmektedir. Cami, beş gözlü son cemaat yeri ve mukarnaslı taç kapısıyla, daha girişte ziyaretçileri kendisine hayran bıraktırır.

Caminin doğu ve batı cephelerinin ortasında da birer kapı bulunmaktadır. Sadrazam camilerine göre oldukça büyük ölçekli ve ihtişamlı olmasıyla dikkat çeken yapının minaresi de hiyerarşik düzene göre tek şerefelidir. Cümle kapısından içeri girdiğimizde kendimizi ferah ve aydınlık harim kısmına bırakırız; burada iç dünyamızın da aydınlandığı hissine kapılırız sanki.

Yapıya oldukça aydınlık bir hava katan yüze yakın pencere kullanılmıştır. Sivri kemerli tepe pencereleri çevresinde yer alan kalem işi süslemeler ise dönemin zevkini yansıtmaktadır.

Cami,  planıyla olduğu kadar tezyinatıyla da dikkatleri üstüne çekmektedir. Kubbe içlerinde, pencere aralarında yer alan bitkisel bezemelerle oldukça natüralist bir süsleme programı ile karşı karşıya kalmaktayız. 18. yüzyıl yapısı olan bu camide rokoko motiflerinin yoğun bir şekilde kullanıldığını görürüz. Pandantifler arasında ise kitabeler yer almaktadır.

Camide en yoğun süslemeler kubbe içlerinde kendini gösterir. Ana kubbenin çevresini saran, lacivert zemin üstüne beyaz hatlı kitabe kuşağı bulunmaktadır. Kitabe kuşağını takip eden pencere sırası ve natüralist bezemeler ile kubbe; gören gözlerde hayranlık uyandırmakta ve sanatın tüm güzelliklerini yansıtmaktadır. Siyah ve gri tonların hakim olduğu kalem işleri ise geç dönem süslemeleridir. Süslemelere  bakarak da, Osmanlı sanat tarihinde değişme döneminin başladığını söyleyebiliriz. Bir kez daha rahatça ifade edebiliriz ki, siyasi değişimlerin en çok etkilediği alan ‘sanat’ olmuştur.

Cami içerisinde yer alan kitabelerin bir bölümü, devrin ünlü hattatlarından olan Sadrazam Koca Ragıp Paşa ve Şeyhülislam İshak Efendi tarafından yazılmıştır. Külliyenin kütüphane bölümünde, bugün çağımızın ünlü hattatları tarafından dersler verilmekte, yeni hattatlar yetiştirilmektedir. Böylece, çağlar boyu süren ‘sanat aktarımı’ aslına uygun olarak bu külliyede hâlâ devam etmektedir. Kütüphanenin penceresinden ise, ‘Hekimoğlu Ali Paşa Cami’ tüm ihtişamıyla kendini göstermekte ve unuttuğumuz bir zamanı bizlere hatırlatmaktadır.

Bugün birçok külliye işlevini yerine getiremese de, Hekimoğlu Ali Paşa Kütüphanesi özüne sadık kalarak Osmanlı kültür ve medeniyetini yaşatmaya, gelecek nesillere aktarmaya çalışmaktır. İçerisinde verilmekte olan Osmanlı Türkçesi, hüsn-i hat, tezhip, minyatür, ebru,  musıki, adâb-ı muaşeret dersleri ile kayıp medeniyetimize ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Tüm bu sanatlar, asıl amaca ulaşmak için bir araçtır. Necip Fazıl’ın da dediği gibi sanat, Allah’ı yani ‘mutlak hakikati’ arama işidir. Yüzlerce yıl insanlığı aydınlatan Osmanlı medeniyetinin izinde; kaybettiğimiz değerler de o medeniyetin çocuklarına yeniden hatırlatılmaktadır.

Külliyeden bahsederken, tam da burada değinmemiz gereken bir isim vardır; Hattat Hüseyin Kutlu… Kaybolan medeniyetin yeniden ihyasına kendini adayan Hüseyin Kutlu, 1976’da göreve başladığı Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi’ni ve çevresini yeniden ihya etmiş, âdeta hayat vermiştir. Bir zamanlar camilerin çevresinde yerleşim merkezleri kurulurdu. Hüseyin Kutlu, camiyi yeniden merkeze alma adına, kayıp bir medeniyetin peşinde ömrünü sürmektedir. Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi ise yitirdiğimiz bir mahalle-cami kültürünün yeniden doğuşu, İslâm medeniyetinin merkezi olarak, cami noktasında ümitvar olmamızın en önemli temsilcisi olarak; gizli bir hazine gibi keşfedilmeyi beklemektedir.

 

 

- Yorumunuz -

BU YAZILAR İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

- Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşın lütfen -

Send this to a friend